27 Haziran, 2009

Yeni Ev

Bugun eve tasinali tam bir hafta oldu. Alistim sayilir. Ev ile ilgili cok fazla eksigim var ama buraya tasindigimda en buyuk eksigim yatakti. Onuda tasindigim ilk gun hallettik. Nasil mi? Hemen anlatayim ama bu hikaye bizi gectigimiz cumartesi gunune goturecek.

Gecen cumartesi 10 gibi uyandim. Saat 12'ye dogru otelden ayrilip 1 gibi yeni evimde olmayi planliyordum. Esyalarimi topladim. Misir gevregimi yedim, kahvemi ictim. Gidis planini haziladim ve yola ciktim. Bu arada Google'a, harita uygulamasi icin tesekkuru bir borc bilirim. Daha iyisi olur mu bilemem ama gercekten mukemmel calisiyor.

Yeni evimi elimle koymusum gibi buldum. Evde Maria Anna vardi. Esyalarimi bos odama biraktim. Bir yatak almaliyim. Victoria Garden'a gidip bu isi halletmeyi planliyorum. 100-150 dolar bir butce ayirmisim bu is icin. Tam bu sirada Maria Anna yatak konusunu acti ve beraber gidip yatak bakabilecegimizi soyledi. "Tamam" dedim. Atladik arabaya.

Burada sadece yatak satan magazalar var. Ilk gittigimiz yerde boyu boyuma eni enime uygun ama fiyati cuzdanima uymayan bir yatak bulduk. Biraz daha dolasmaya karar verdik. 2-3 magaza daha gezdik ama hicbirinin fiyati ilk gittigimiz yerdekinden daha ucuz degildi. Donup dolasip ilk magazaya geri donduk. 215$ odeyerek ikiz yatagimizi aldik. Fakat bir sorun var: Yatagi bugun eve getirmiyorlar. Bugun almak istersek depoya gitmemiz gerekiyor. Maria Anna deponun adresini aldi ve yeniden dustuk yollara. Yaklasik yarim saatlik bir yolculuktan sonra depoya ulastik. Yatagimizi arabaya yukledik ve eve geri donduk. Bu yatak alma isini tek basima halletmemin mumkun olmadigini dolasirken cok iyi anladim. Bu nedenle Maria Anna'ya yardimlari icin cok tesekkur ederim. Sayesinde, istedigim fiyatta olmasada, kisa surede yatak sahibi oldum.

Sana fotograflarla evi gezdireyim. Oncelikle kisaca konumundan bahsedeyim. Evim Ontario'nun kuzeyinde kalan Rancho Cucamonga adli yerlesim yerinde. Halen "Cucamonga" diyemedigim icin burada sadece Rancho diyecegim. Rancho'nun ben dahil toplam nufusu 174.000 civarinda. "Money" dergisine gore Amerika'da yasanabilecek en iyi 42. yer. Bunu neye gore belirlemisler bilmiyorum ama gercekten sessiz, temiz ve sakin bir yerlesim yeri. Gorebildigim 5-6 bina disindaki tum evler 2 veya 3 katli villalar seklinde ki bu evlerden biride benimki oluyor.

Victoria Garden ve sadece organik urunler satan orta buyuklukteki bir supermarkete yurume mesafesinde. Buralardan daha sonra bahsedecegim. O yuzden fazla acilmadan eve girelim. Daha once biraz anlatmistim. Ev iki katli. Ilk katinda benim odam, bir banyo/tuvalet, oturma odasi, mutfak ve camasir odasi bulunuyor. Ikinci katta da 4 oda ve bir banyo/tuvalet var. Ayrica ust kattaki balkon kuzeye bakiyor ve guzel bir dag manzarasi var. Lafi fazla uzatmayayim ve seni biraz, eve ait fotograflarla basbasa birakayim:
 

Ana yoldan birazcik iceri girerek bizim “mahalleye” ulasiyorsun.

Evimiz. Arabanin hemen onundeki benim odam. Icice girmis bir suru ev varmis gibi. Ben 5 tane saydim.

Odam. Ic dekorasyonu tamamen bana ait.

Oturma odasi. Buraya kimsenin oturdugunu gormedim daha.

Salon ve amerikan mutfak.

Camasir odasinin vazgecilmeleri: Camasir ve kurutma makineleri. Camasirlari yukaridan atiyorsun. Deterjani da icine serpiyorsun. Camasirlarin agirligina ve rengine gore bir ayarlama yapip calistiriyorsun. Bitince, camasirlari cikartip kurutma makinesine atiyorsun.

DSC04355

Elimdeki fisleri gordukten sonra mi boyle endiseye kapildilar bilmiyorum ama amerikan prizleri boyle birsey.

 
 
Gecen yazida bahsi gecen kopegimiz; “Rambo”. Adini kimse bilemedi ama yaklasanlar oldu. Fotograftaki Rambo degil bu arada.  Rambo’nun fotografini cekmedigim icin bunu koydum. Ama benziyor. Yani sanirim.

Henuz ev arkadaslarimin fotografini cekemedim. Fotograf makinemin sarjida bitti ve adaptor alamadigim icin sarj edemiyorum. Yakin zamanda onlari da cekeriz. Yeni evimde gecen ilk haftaya bakarak burada huzurlu ve rahat olacagimi soyleyebilirim. Umarim hersey dusundugum gibi devam eder.


20 Haziran, 2009

Otelde Son Gece

Boyle kosa kosa ev bakmaya gittigime bakma. Aslinda gayet endiseliyim. Tanimadigin birinin evine gidiyorum. Basima ne gelecek belli degil. Ama yapacak baska bir sey yoktu. Bende is cikisi olabilecek herseyi goze alarak yola ciktim.

Gorusecegim kisinin adi Albert. Sadece adini ve telefon numarasini biliyorum. Gonderdigi maillerden onun da biraz endiseli oldugu anlasiliyor. Zaten ev adresini de vermedi. Saat 19’da Victoria Garden'daki bir kafede bulusucagiz. Oradan da, kanimiz isinirsa, evini gormeye gidecegiz. Victoria Garden isyerinin kuzeyinde kaliyor. Ontario Mills’in onunden gecen otobuse binip 15-20 dakikada ulasmayi planliyorum.

Ontario Mills’e vardigimda gecen gun yaptigim hatanin nedenini anladim. Ayni duraktan hem kuzey hem de guney yonune giden otobusler geciyor. Kuzeye giden otobus biraz daha gec saatte. Albert'e gec kalacagimi, saat 7 bucuk gibi orada olacagimi belirten bir mesaj attim. Biraz bekledim. Binmem gereken otobus geldi ve 15 dakikalik bir yolculuktan sonra Victoria Garden duraginda indim. Etrafta bulusacagimiz kafeyi aramaya basladim. Ama yok! Birisine sordum. Oyle biryer bilmiyor. Neyse sonunda biri nerede oldugunu soyledi. Biraz daha ileride ki binalarin toplandigi yere dogru yurumeye basladim. Sonunda gercek Victoria Garden'i buldum. Burasi acik hava alisveris merkezi. Hemen hemen her markanin magazasi var. Insanlar dolasiyorlar. Ontario'ya geldigimden beri ilk kez bu kadar insani bir arada goruyorum. Medeniyet buradaymis megersem. Magazalar arasinda bulusacagimiz kafeyi aramaya basladim. Sonunda buldum ve iceri daldim.

Albert'i gorunce taniyabilmek icin, mailinde, gozluklu ve kisa boylu bir meksikali oldugunu belirtmisti. Bu ozelliklere sahip birini aradi gozlerim. Boyle biri yoktu iceride. Telefona baktim. Ben burayi bulana kadar saat 8 olmus. Albert'de "Hala yolda misin?" diye mesaj atmis. Ikinci mesajinda ise artik ayrildigini yazmis. Bende hemen, burayi bulmakta zorlandigimi ve eger buralardaysa geri donup donemeyecegini soran bir kisa mesaj yolladim. Hemen cevap geldi. Mesajinda yeni ayrildigini ve kisa bir surede burada olacagi yaziyordu. Neyseki geri donuyordu. Kafenin disina cikip beklemeye basladim. 5 dakika sonra malinde anlattigi kisa boylu, gozluku meksikali karsimdaydi.

Tanistik. Bir banka oturup konusmaya basladik. Ben durumu anlattim. Cok sasirdi. Pasaportumu, calisma belgemi gosterdim. Belgelerime dayanarak konusuyorum. Daha once Amerika'ya gelip gelmedigimi sordu. Parasal durumum hakkinda sorular sordu. Aslinda sorularinin "evcil hayvanin var mi?", "eve arkadaslarin gelir mi?" seklinde oldugunu soyledi. Bu sorular benim icin son derece anlamsiz kaliyordu tabiki. Ben fazla soru sormadim. Nerede calistigini ve evde kimlerin kaldigini sordum. Amerika posta sirketinde calisiyormus. Evde de Maria Anna ile birlikte kaliyorlarmis. Birde Maria Anna'nin sirin bir kopegi varmis. Biraz daha konustuktan sonra evi gormek isteyip istemedigimi sordu. Ilk mulakatimiz basarili olmustu. "Tabiki isterim" dedim. Eve dogru yola ciktik.

Otoparktan arabayi aldik. Havada kararmisti. Bir yandan da buradan nasil donecegimi dusunuyorum. Victoria Garden'dan ciktik caddede cok az ilerledik ve eve geldik. Maria Anna ve minik kopegimizle tanistim. Her minik kopek gibi adini tahmin etmek zor degil. Iste seceneklerin:

a) Herkul

b) Bidik

c) Rambo

d) Minnos

Cevabi bir sonraki yazida tabiki.

Ev yazlik evler tadinda. Iki katli. Alt katta, giriste, bos bir oda var. Hemen karsisinda tuvalet/banyo. Mutfak, oturma odasi ve camasir odasi yine ilk katta. Ikinci katta oda dolu. Dort oda var hatirladigim. Evde iki tane bos oda var, kiralanmak uzere. Biri alt kattaki digeri ust katta. Alt kattakinin yari ozel banyosu/tuvaleti (misafir geldiginde bu tuvaleti kullaniyor) oldugu icin 600 dolar. Ust kattaki 550 dolar. Benim icin hem alt katta oldugundan hemde banyosu ozel oldugu icin 600 dolarlik oda uygun geldi ama o anda hangisini sectigimi soylemedim. Bu arada bu fiyata TEDAS, IGDAS, ISKI, Turk Telekom dahil.

Ben evi begendigimi, burada yasayabilecegimi soyledim. Albert'de, aksam Maria Anna ile konusacaklarini ve bana bu gece mail atacagini soyledi. Ama ben, artik bir oda sahibi oldugumu biliyordum.

Otele nasil donecegimi sordu Albert. Ben de otobusle donecegimi soyledim. "Ben birakayim" dedi. "Hic gerek yok." dedim, "Duragi gostermen yeterli." diye ekledim. Herhalde kaybolma ihtimalimden endiselenmis olacak ki israr etti. Yeniden arabaya atladik. Yolda biraz daha konustuk. Neler dinledigimizden, neler yedigimizden, neler ictigimizden. Ontario Mills'in cevresine geldigimizde ben yine inmek istedim. Cunku buradan sonra artik kendim yolu bulabilirim. Beni duraga yakin bir noktada birakti ve ayrildik.

Otel odama geri dondum. Su ucretsiz kahvenin keyfini cikardim, televizyon izledim. Saat 12 gibi bekledigim mail de geldi. Mailde, evlerine tasinmamdan mutluluk duyacaklari yaziyordu. Bende tesekkur edip yarin saat 1 gibi gelecegimi soyledim.

Yarin buraya geleli tam bir hafta olacak. Buraya gelmeden once ve geldikten sonra yasadigim ev bulma stresi daha fazla sorun olmadan tamamlanmis oldu. Bu gece otelde son gecem. Yarin yeni odamda uyuyacagim.

18 Haziran, 2009

Bilgisayarima Zorda Olsa Kavustum

Bu sabah yine bilgisayarin basina oturup ev ilanlarina bakmaya devam ettim. Yeni ilanlara basvurdum. Gelenleri cevapladim. Yarin bir gorusmem var. Albert ile Victoria Gardens'daki Coffee Bean'de bulusacagiz. Bu sefer otobus guzergahlarini ve saatlerini dikkatli bir sekilde inceledim. Kaybolmamayi umuyorum.

Saat 10 gibi Rez kocaman bir kutuyla yanima geldi. Sonunda bilgisayarim sahilimize vurmustu. Tabi parcalarin birlestirilmesi gerekiyor. Kilavuzlardan takip ede ede anakarttir, sabit disktir tum parcalari dikkatlice yerlerine taktik. Buralari tek cumlede boyle anlatiyorum ama bu olay yaklasik 2 saat surdu. Hatta yemekten sonra biraz daha devam ettik ve sonunda bilgisayarim tek parca halinde kullanima hazirdi. Guzelce masaya yerlestirdik. Kiz gibi bir bilgisayar, masallah!

Baslatma dugmesine bastik ama ses yok hatunda. Haydi bastan actik kasayi. Kablolarin yerlerini degistirdik, yeniden birlestirdik. Yok, acilmiyor bilgisayar. Ana kartta kirmizi bir isik yanip sonuyor. Var bir sorunda bulamiyoruz. Biraz ugrastiktan sonra Rez anakartin arizali olduguna karar verdi ve arabaya atladigi gibi Upland’e, yeni bir anakart almaya gitti. Aslinda bende onunla gidecektim ama tam cikarken bir ziyaretcim geldi.

Bana bu calisma programini saglayan Vakkas Bey, Los Angeles’dan atlamis arabasina ve beni ziyarete gelmis. Kendisiyle defalarca telefonda konusmustuk ama karsilasmamistik. Tanistik, yolculuktan, buradaki ortamdan falan konustuk. Ben program hakkinda aklima gelen sorulari sordum. Hala ev bulamadigimdan bahsettim. Boyle 20-25 dakika ayakustu konustuk. Hemde Turkce! Bir hafta sonra yeniden Turkce konusmak cok iyi geldi.

Vakkas Bey gittikten kisa bir sure sonra Rez, elinde yeni anakartimla geldi. Yeniden basladik parcalari birlestirmeye. Bu sefer cok uzun surmedi ve tek seferde calisti. Programlarin kurulumudur, monitorlerin ayarlanmasidir derken saat alti oldu. Kisacasi tum gunumuzu, bir bilgisayarin kullanima hazir hale getirilmesine harcadik.

Isten cikip otele geri dondum. Odaya girer girmez yine o igrenc koku ile karsilastim. Kendimi disari attim. Resepsiyona gidip odanin cok kotu koktugunu ve degistirmek istedigimi soyledim. Resepsiyon kizi herhalde bu duruma alisik olsa gerek ki, "ne kokuyor acaba" gibi bir saskinliga burunmedi. "Tamam." dedi. Bana ikinci kattan gicir bir oda verdi. Nefes almadan eski odamdaki esyalari toplayip ust kata tasindim. Yeni odamiz gayet kokusuz.

Bu gece de evimizde uyuyamiyoruz. Malasef bu aksam icin bir gorusme ayarlayamadim ama yarin ve haftasonu icin randevularim var. Ozellikle yarinki gorusmeden cok umitliyim. Umarim, karsilikli olarak tum sartlar olumlu olur ve cok fazla dolasmadan yeni evime yerlesirim. Yarinin guzel bir gun olmasi dilegiyle.

17 Haziran, 2009

Ev Ariyorum

Haftanin ortasina geldik bile. Bu sabah cok erken bir saatte uyandim. Sali gunu buralarda kalabilecegim daha ucuz bir otel bulmustum: Red Roof Inn. Oraya goc etme telasindayim.

Quality Inn'de son kahvaltimi yaptim ve esyalarimi toplayip yeni otelime dogru yol aldim. 10-15 dakika yurudukten sonra yeni otelime vardim. Burasi ise giderken kullanacagim otobus duraginin tam onunde bir yer. Biraz daha az yuruyecegim icin mutluyum. Resepsiyondaki kizimizla anlastik ve odamizin anahtarini aldik. 63$ verdik geceligine. 3 gece burdayiz. Birde odayi yakip yagmalarsam zararin karsilanmasi icin 50$ depozit istedi. Ne kahvalti var ne aksam yemegi. Lobide kahve makinesi var. Onun ucretsiz oldugunu ozellikle belirtti resepsiyon kizi.

Odamin kapisini actim ve iceri girdim. Garip bir koku vardi iceride. Tam olarak tanimlayamadigim garip bir koku. Cok fazla oyalanmadim. Bavulumu birakip isin yolunu tuttum.
 
 
Red Roof Inn, Otel odasi

Ise vardigimda daha kimseler yoktu. Bende Rez'in benim icin gecici olarak ayarladigi bilgisayardan ev ilanlarina basvurmaya devam ettim. craigslist.org diye bir site var. Sitede, aklina gelebilecek her turlu seyin ilanini bulabiliyorsun. Yeterince ev arkadasi ilani da var. Genelde fiyatlar 450$'dan basliyor, 700$'a kadar gidiyor. Ise, alisveris merkezlerine yakin bir ev ile akli basinda ev arkadaslari pesindeyim. Gun icinde basvurularimin coguna donus yaptilar. Ama hemen hemen herkes telefon numarasi gonderiyordu. Bende de telefon yok.

James'den yardim istedim. Benim yerime ilgilendigim bir ilani aramasini soyledim. Sagolsun aradi. Aradigimiz kisi Cinli bir kadin cikti. Cince konustular. Kadinin bir cocugu varmis. Baska baska dertler daha. Oyle olunca bu ilandan vagectik.

Telefon numarasi vermeyen iki ilan vardi. Bunlardan biriyle bu aksam gorusmeye gitmeye karar verdim. Digeri icinde cuma gunu uygunmus, o gun gorusecegiz. Bu arada baska ilanlara basvurmaya devam ettim. Ev konusu gercekten buyuk problem. Isle falan ilgilenemiyorum. Aklimda sadece ev var. Haftasonu mutlaka bir yer bulmaliyim. Param cok azaldi ve daha fazla otellerde kalmak istemiyorum.

Aksamustu gidecegim evin adresini Google Map'den guzelce ogrendim. Ev isyerinin tam kuzeyindeydi. Otobusle 20-25 dakika falan surecekti. Otobus seferlerine baktim. Isten cikip mustakbel ev arkadasimla gorusmek icin yola koyuldum.

Bazen icinden bir ses sana ne yapman gerektigini soyler. Iste duraga dogru yururken boyle anlardan birini yasadim. Icimden bir ses, o eve gitmemin tamamen gereksiz oldugunu, cuma gununu beklememi soyluyordu. Ama nedense, ben buna pek aldiris etmedim. Duraga geldigim gibi otobuse atladim. Otobus hareket etti. Bir kac cadde gectikten sonra donus yapti. Biraz batiya oradan da yeniden donus yaparak guneye yoneldi. Ama benim kuzeye gitmem gerek. Nereye gidiyorsun? Otobusten indigimde isyerimin guney-bati tarafindaydim. Hemen hemen basladigim noktaya geri gelmisim. Boylece ilk gorusmem, yanlis otobuse binmem nedeniyle, daha baslamadan basarisizlikla sonuclandi. Bir sekilde icimdeki ses dinlenmis oldu. Umarim haklidir da!

Otelimine geri dondum. Odanin kapsini acar acmaz yine o igrenc koku ile karsilastim. Bu saatte odami degistirmek istemedim. Oda temiz gorunuyordu. Buranin ne koktugunu dusune dusune uykuya dalmisim.

15 Haziran, 2009

Isyerinde Ilk Gun

Nerede ise baslarsan basla ilk gun zordur. Bugun benim icin herseyden daha zordu. Aslinda problem, yeni isten cok Ingilizce.

Sabah cok erken bir saatte uyandim. Dus aldim. Hava kapali ve yagmurluydu. Ne giysem diye dusundum. Kot pantolan ve bir sweatshirt de karar kildim. Isyerinde kilik kiyafetin ne oldugu konusunda fikrim yoktu. Ama sonradan anladimki dogru kiyafetler secmisim.

Kahvaltiya indim. Kahvalti pek bir fakirdi. Biraz misir gevregi yedim, kahve ictim. Yeniden resepsiyona donup bir taksi cagirmalarini istedim. Taksi beni isyerinin onune kadar goturdu. Artik yeni isyerime sadece bir adim kalmisti.

Iceri girer girmez resepsiyon karsiladi. Durumu anlattim. Gorusmem gereken kisinin daha gelmedigini, 1 saate kadar gelecegini soyledi. Giristeki koltuklarda oturdum. Cevre pek yeni ve modern gorunmuyor. Yerler duvardan duvara hali kapli. Kulagama surekli Ispanyolca konusmalar geliyor. Yaklasik 1 saat bekledikten sonra Randy geldi. Tanistik. Beni ofisine cikardi. Ardindan etrafi gezdirdi. Calisacagim ofisi gosterdi. Bilgisayarim ve masami daha yeni siparis etmisler. O yuzden bombos. Neredeyse butun odalara girdik beraber. Insanlarla tanistirdi. Urunlerin bulundugu depoya goturdu. Burasi hangar gibi, buyuk. Ofise geri donduk. Bir sure sonra Rez geldi. Rez ile beraber calisacagiz. Birde Cinli bir arkadasimiz var. Adi James. O'da Randy'nin ofisine geldi. Hepberaber oturup konustuk.

Sonra Rez'in odasina gectik. Ingilizcemin problem olmadigini soyleyerek beni rahatlatti. Yavas yavas, kelimelere basa basa anlatmaya basladi. Anneye anlatir gibi. Anlattikca anlatiyor. Calisma sistemlerini, benim icin siparis ettigi bilgisayari daha bir suru sey. Ben arada konsantremi kaybedip “ya Turkce konus ne diyorsun” diyesim geliyor ama kendimi toparliyorum.

Herseyi cok detayli anlatiyor. Ornegin yan odada 4 tane sunucu olarak kullanilan bilgisayar koymuslar. Beni aldi iceri goturdu. Bilgisayarlarin icini aca aca (icindeki disk sistemini gostermek icin) nasil ve ne amacla calistiklarini anlatti. Bunlari konusa konusa oglen oldu.

Sirkette ogle yemegi yok. Eger sirkette yemek istersen, depo girisindeki alana 5-6 tane mikrodalga firin koymuslar. Marketten aldigin hazir yemekleri orada isitip yiyorsun. Bu sirada etraftaki garip kokudan rahatsiz olmamak icin nefes almaman gerekiyor. Rez “yemege gidelim” dedi. “Tamam” dedim. Arabaya atladik.

Biraz ilerideki bir yere gittik. Teriyaki soslu tavuk, lapa pilav ve yesilliklerin oldugu bir tabak soyledi. Bende aynisindan aldim. Benim hesabimi da o odedi.

Yemekten sonra ofisimize geri donduk. Rez anlatmaya devam etti. Bir ara Randy yanimiza gelip beni aldi ve bos ofis odalarini gosterdi. Eger zor durumda kalirsam buralarda kalabilirmisim. Aslinda olabilir gorunuyordu ama pek icime sinmedi. Haftasonuna kadar tasinamazsam belki degerlendirebilirim. O yuzden hala aklimda.

Saat 6’ya dogru Rez gitti. Bende ardindan ciktim. Duraga kadar yaklasik 15-20 dakika yurumen gerekiyor. Isyerine ulasim cok zor. Otobus duragi uzakta. Yurudugum yol uzun ve tirlarin gectigi bir yol. Ev isini hallettikten sonra, ilk etapta, bir bisiklet almak iyi olacak gibi.

Dag manzarali donus yolu.

Duragin oralara geldim ama otobuse binmedim. Burada buyuk bir alisveris merkezi var: Ontario Mills. Oraya girdim. Burasi oldukca buyuk tek katli bir alisveris merkezi. Hemen hemen her markanin dukkani var. Burayi daha sonra daha ayrintili yazacagim.

Bir iki tur attiktan sonra otelin yolunu tuttum. Yorgun ama mutluydum.

14 Haziran, 2009

Ontario'nun Kesfi

Kyoto Grand'da guzel bir LA sabahina uyandim. Aksam yemegi yiyemedigim restauranta, bu sefer, sabah kahvaltisi icin sansimi denemek icin girdim. Restaurant doluydu. Alisik oldugum acik bufe bir yerler aradi gozlerim. Gittim bir masaya oturdum. Garson hemen menuyu getirdi. Menude turlu turlu kahvaltilar: Klasik Amerikan, Geleneksek Japon... Once bir cay istedim. Ardindan English muffin. Siparisi beklerken aradigim acik bufe gozume takildi. Garson cayimi getirdi. Bende bu sirada, yabani Ingilizcemle, bu otelde kaldigimi, acik bufe kahvaltinin hakkim olup olmadigimi sordum. O da bana her odanin kahvalti icermedigini soyledi. Kendisine "Yavrucugum Turkiye'de 135$ bir geceligine otele veririsen sabah, ogle oncesi, oglen, aksamustu, aksam, gece, geceyarisi olmak uzere 7 ogun yemek yersin." dedigim sirada yanimdan coktan ayrilmisti.

Bir sure sonra English muffinler geldi. O da iki dilim kizarmis ekmek cikti. Neyseki recel ve tereyagi da getirmis. Ekmege surup bir guzel yedim.

Otelden 12'de ayrilmam gerekiyordu. Ontario treni 14:30 daydi. Daha cok vaktim vardi. Bir gece once dolastigim Japon restaurantlarinin oldugu yere gittim. Orada bir market gordum. 10:30 da acilacakmis. Oyalanmak icin cevreyi biraz dolastim. Yanimizdaki sokak Japon Astronot Colonel Onizuka sokagi. Ortada guzel bir mekik maketi var. Tabiki fotografini cektim.

Astronot Colonel Onizuka sokagi ve mekik.

10:30 da markete geri dondum. Su, muz ve cokoprens benzeri birsey aldim. Tahmin edecegin gibi tum urunler Japon maliydi. Odama cikip yarim kahvaltimi tamamladim. Saatte 12'ye gelmek uzereydi. Esyalarimi alip odadan ayrildim.

Tren istasyonu yurume mesafesindeyi. Bavulumla istasyona dogru yol aldim. 10-15 dakika sonra istasyona vardim. Guzel bir mimariye sahip yuksek tavanli bir bina. Amtrak ile Ontario'ya ulasma niyetindeyim. Giseye gittim. Gisedeki zenci amcaya "Ontario'ya bir bilet" dedim. "ID" dedi. "Ontario" dedim. "ID" dedi. Anlasamadik. Iste panik o anda basladi.

Kendime nasil bir ID atayacaktim. Nedir bu ID? Gisenin karsisina otomatik bilet kesen makinelerden koymuslar. Gittim, kullanimi gayet basit. Gidecegin yeri seciyorsun, parayi veriyorsun, bileti aliyorsun. Hem "ID" falanda istemiyor. Fakat ufak bir sorun var: Gidilecek yerler listesinde Ontario yok. Bu sirada panigim daha cok artti.

Kendimi sakin olmaya davet ettim. Danismaya gidip Ontario ya nasil gidecegimi sordum. Bugun Amtrak in Ontario ya gitmedigini Metrolink'i kullanmami soyledi. Baska birseyler daha soylaedi ama oralari anlamadim. Tekrar makinelere dondum. Listeden sehirleri dolastim ve East Ontario diye yazan yer icin bilet bastirdim. Yaklasik 6$ odedim.

Bilet elimde ama uzerinde ne kalkis saati yaziyor ne de peron numarasi. Peronlara cikan koridora vurdum kendimi. Koridorda rastladigim ilk gorevliye bileti gosterdim. Bileti elimden aldi. Sakince kendisini izlememi soyledi. Beraber perona ciktik, tren de kalkmak uzereydi. Beni bindirdi ve tren hareket etti. Ben giderken el sallamasi gercekten cok duyguluydu. Tabiki boyle olmadi! Bugun Ontario'ya tren olmadigini soyledi! Panigim elle tutulur gozle gorulur oldu. Giristeki danismaya geri dondum. Bileti ona gosterdim. Hangi trene hangi perondan binmem gerektigini sordum. Ofisinden disari cikti. Panodan binmem gereken treni soyledi. Yaninda da zaten 6B peronundan kalktigi yaziliydi.

Perona gittim. 10-15 dakika vardi trenin kalkmasina. Tren San Bernardino diye bir yere gidiyordu ve elimdeki harita ve tarifeden anladimki Ontario'dan gecmiyordu. Ontario'ya en yakin nokta, biraz kuzeyde kalan Upland adinda bir yer. Bende hedefi kuzeyden kesfetmeye karar verdim.

Tam 1 saat sonra Upland'daydim. Trenden indigimde etrafta hicbirsey yoktu. Buldugum ilk kisiye Ontario'ya nasil gidecegimi sordum. Biraz yuruyup otobuse binebilecegimi soyledi.

Otobus duragini buldum. Otobus saatlerini yazmislar. Yaklasik 20 dakika bekledim. Gelen otobuse atladim. Sofore Ontario'ya gidiyor mu diye sordum. O da bana aslinda bastan beri kendime sormam gereken soruyu sordu: "Ontario ama neresi?" Ontario olsun da neresi olursa olsun seklindeki yaklasimim soforu memnun etmedi. Bende tek bildigim yer olan Ontario havaalanini soyledim. "Hee simdi oldu." seklinde aldigim yanitla ben dahil tum yolcular rahatladi ve yola koyulduk. Sofor, 4-5 durak sonra, elime binecegim diger otobusun numarasi ile transfer otobus bileti verdi ve beni indirdi. Karsiya gecip diger otobusu bekledim.

Bu arada otobusler cok ilginc. Otobusun onunde, disarida, bisiklet koyma yeri var. Iceride bir suru kamera.

Havaalanina gitmek istedigimden emin olmadigim icin ilk gelen otobuse bindim. Sofore aslinda havaalanina gitmek istemedigimi, bir otel aradigimi soyledim. Tavsiyesinin olup olmadigini sordum. Cok guler yuzlu ve yardimci bir sofordu. Ontario Mills (Alisveris Merkezi) cevresinde otellerin oldugunu ama pahali olacagini, havaalani cevresindekilarin daha uygun oldugunu orneklerle anlatti. Tesekkur edip otobusten indim ve havaalanina gidecek olan otobusu bekledim. O da kisa bir surede geldi. 4-5 durak sonra havaalani kavsaginda indim. Cevrede bir otel gorunmuyordu. Bende bilgi almak icin havaalanina dogru yurumeye basladim.

Alanin cikisinda taksiler ve bir gorevli vardi. Gorevliye bir otel aradigimi soyledim, nasil bulabilecegimi sordum. O da bana, binaya girmemi ve iceride bulunan ekranlardan otel bulabilecegimi detayli bir sekilde anlatti. Iceri girdim. Ontario havaalani cok guzel bir mekan. Sade ve kalabalik degil. Dokunmatik ekranli monitorlerden oteller, etkinlikler ve ulasim gibi bilgilere erisebiliyorsun. Otellere biraz goz attiktan sonra nispeten ucuz olacagini dusundugum bir otel buldum. Monitorun hemen altinda ahize var. "Oteli ara" dediginde ahizeyi kaldirip konusuyorsun. Bu kadar basit. Tabi Ingilizce bilene. Sectigim oteli aradim. Uygun oda var mi diye sordum. O bana baska birsey sordu, anlamadim. Beni gelip alandan alir misiniz diye sordum. (Boyle bir hizmetleri var) 10 dakika sonra geleceklerini soyledi. Tesekkur edip disariya ciktim. 5-10 dakika sonra otele otele ait bir arac beni aldi ve dogruca otele goturdu.

Yeni otelim, Quality Inn, bana kucak acmisti. Tabi geceligi 83$ a! 2 gece icin odeme yaptim. Burada da aksam yemegi yok. Neyseki kahvalti var. Esyalarimi 203 nolu odama birakip yemek icin disari ciktim.

Quality Inn

Quality Inn, otel odasi.

Dondugumde hava kararmak uzereydi. Biraz televizyon izledim ve uykuya daldim. Yarin beni yeni isyerim bekliyordu.

13 Haziran, 2009

Tokyo'ya Hosgeldiniz!

Los Angeles havaalanina inen ben icin aslinda baslik "Los Angeles'a Hosgeldiniz" olmaliydi. Ancak bugun icin boyle bir baslik daha uygun. Durun anlatayim.

Gumruk kontrolunden gectikten sonra artik Amerika'da tek basimaydim. Havaalani kapisindan cikar cikmaz bir panik yasadim. Onceden bir otel rezervasyonum yoktu. Hava daha fazla kararmadan bir otele yerlesmek istiyordum. Amacim, yarin Ontario'ya gitmek icin kullanacagim tren istasyonuna (Union Station) yakin bir yerde kalmakti. Otobusler durup kalkiyordu. Nereye gittikleri belirsiz. Burak'in kardesinin bir gece onceki tavsiyesi aklima geldi. Taksi duragina gittim. "Beni tren istasyonuna yakin bir otele goturur musun?" dedim. Bir sekilde anlastik ve boylelikle Amerika'da ilk kez taksiye binmis oldum.
Taksi cok ilginc. Eski ve genis bir arac. On koltuklar ile arka koltuklari ayiran bir cam var. Koltuklar deri ve cok eski olduklari her hallerinden belli. GPS var, o bile eski.

Taksici beni bir otelin onunde birakti. "Sor bakalim, yer varmiymis otelde. Ben burada bekliyorum. Olmazsa baska otele gideriz." dedi. Cok dusunceli taksici beni beklerken ben otele girdim. Resepsiyona sorup yer oldugunu ogrendim ve taksiye geri dondum. Kendisine 60$ bayildim.

Sunu ogrendim ki; bir yere ilk kez gidiyorsaniz ve ne yapacaganiz konusunda onceden bir planiniz yoksa paraniz oldugu takdirde bir sekilde bazi seyleri hallediyorsunuz. Ama benim param sinirli. Bu pahali bir baslangic oldu ve dahasi var!

Tekrar resepsiyona dondum. Bir oda istedigimi soyledim. Yine bir sekilde anlastik. 1423 nolu odayi verdi. 135$ istedi.

Lobideki genel konsepten ve odaya girince anladimki burasi bir Japon oteli. Adi Kyoto Grand. Odaya girdigimde hava kararmak uzereydi. Odamin manzarasi, birkac saat once ucakta gordugum o yuksek binalar.

Odamdan cektigim Downtown manzarasi

Otel odasi

Otel odasi

Dus alip uzerimi degistirdikten sonra yemek icin restauranta indim. Aksam yemeginin ucretli oldugunu ogrendim. Tekrar odama ciktim. Pencereden baktigimda hemen otelin yaninda acik bir alan gorunuyordu. Oraya gitmeye karar verdim. Zar zor girisini buldum. Burasi sirayla Japon restaurantlarinin bulundugu bir yermis ve herkes Uzak Dogulu. (Hos buradayken "Yakin Batili" da diyebiliriz sanirim) Biraz tur attiktan sonra karsima cikan tabeladan ogrendimki bulundugum bolge "Little Tokyo" adli bir yer. Tek basima orada oturup bilmedim yemekleri yemek istemedim. Oradan da ayrilip gecerken gordugum otelin barinin yolunu tuttum.

Otelin hemen yanindaki alan. Sira sira Japon restaurantlari var.

Bara girdimde iceride kimse yoktu. Ufak, los bir mekan. Guzel muzik caliyor. Bara oturdum. Barda calisan Japon kiz ne icmek istedigimi sordu. Bira istedim. 6-7 tane bira cesidi saydi. Ben iclerinden "Corona" yi yakaladim ve ondan istedim. Buraya geldigimden beri zaten ne istedigimi degil ne anladigimi yiyorum. Corona'm geldi. Bardagim geldi. Ailem ve tum dostlarim icin kadehimi kaldirdim ve buradaki ilk birami icmis oldum.

Japon kiz Japon cerezi ikram etti. Ilginc bir cerezdi o da. "Yavrum tuzlu fistik yok mu?" diyemedeim. Japon kizimizla biraz sohbet ettik sonra. Adi Rachel mis. Aklimda kalmasi icin kendisine "Recel Kiz" adini verdim. Burada bulunma sebebimden ve durumumdan oldukca heyecanlandi. Daha once Istanbul'a gelmemis ama fotograflarindan cok etkilenmis. Bu sirada Corona'm bitti.

Kendimi cok yorgun hissediyordum. Odama ciktim ve yeni memleketimde uykuya daldim.

Yolculuk

13 Haziran sabahi saat sabaha karsi 5 gibi Ataturk Havalimani'na geldim. Beni gecirmek icin annem ve kardesim de yanimdaydi. Bu saate kadar bavul toplamaktan hic uyumadigim icin uykusuz ve gergindim. THY`de check-in islemlerimi yaptim. Once Frankfurt'a, oradan da Lufthansa Havayollari ile Los Angeles'a gidecektim. Ucaga gidis icin yaklasik bir saatimiz vardi. Havaalaninda bir kafede oturup sohbet ettik. Son fotograflarimizi cektik.

Bir saat su gibi akip gecti. Ayrilik vakti geldi, vedalastik. Gumruk memuruna pasaportumu verdim. Birsey soylemeden bilgisayardan kontrol etti. Gerekli cikis islemlerini yapti ve pasaportumu geri verdi. Diger tarafa gectim ve artik tek basimaydim.

Ucagimin kalkacagi kapiya gittim. Bir sure sonra bizi ucaga aldilar. 08:30 gibi de havalandik.

THY ucaginda koltuklar dar ve rahatsizdi. Yanimda bir Turk bir de Alman oturuyordu. Ikisiyle de pek konusmadim. Ucakta kahvalti verdiler. Omletimsi yumurta, biber, domates, salatalik, peynir... Kahvaltidan sonra biraz uyumusum. Frankfurt' a vardik. Aktarma icin yeniden check-in yaptirmam gerekiyordu. Dolasa dolasa ilgili yeri buldum ve sorunsuzca islemlemlerimi yaptirdim.

Saat 13:30'da ucaga binisler baslayacakti. Yaklasik bir bucuk iki saat bos zamanim vardi. Burada nedense bazi seyler tanidik geldi. Pek yabancilik hisetmedim. Amacim biraz Euro alip su ve McDonald's dan milkshake gibi birseyler almakti. Bunun icin 10 dolar bozdurdum. Once marketten su aldim. Ancak suya 2.60 Euro verince milkshake almaya para kalmadi.

Biryerlerde oturup ucak saatini bekledim. Zaman yaklasincada C16 kapisina dogru yol aldim. Kapi da, bulundugum yere uzakmis, oldukca yurudum. C16 kapisindaki bekleme alaninda biraz daha oturdum. Pencereden binecegim ucak gorunuyordu. Ucabilecegine inanamayacagin kadar buyuktu. Bir sure sonra bizi ucagimiza aldilar. Gercekten cok buyuk bir ucak. Pencere kenarlarinda 2'li, ortalarda 4'lu olmak uzere tek sirada toplam 8 koltuk var.

Benim yerim tam kanat uzerinde, pencere yaniydi. Alanda, hemen yanimdaki kanadin uzunlugu kadar baska ucaklar vardi. Koltuk arkalarina ekranlar koymuslar. Film, muzik, TV dizileri ve ucus bilgilleriyle oyalanabiliyorsun. Artik Turkce yoktu. Tum anonslar Almanca ve Ingilizce yapiliyordu. Ucak, anladigim kadariyla, teknik bir sorundan dolayi 10-15 dakika gec kalkti. Bu kus gercekten ucuyordu.

Bu sefer yanimda Amerikali bir adam vardi. Bana "eve mi" yoksa "evden uzaga mi" gittigimi sordu. Ben durumu anlattim. O da eve gittigini soyledi ve halinden, bundan cok memnun oldugu anlasiliyordu. Sonra IPhone nu cikardi ve hemen hemen butun yol boyunca oynayacagi sudoku oyununu oynamaya basladi. Bu nedenle bu adama "Sudoku Adam" adini koydum.

Biraz TV izledim. Bu sirada, bitmek tukenmek bilmeyecek olan ikramlar basladi. Ilk olarak icecek ve kraker verdiler. Sonra yemek geldi. Et veya tavuk. Ben et sectim, guzeldi. Bu yemekten sonra ininceye kadar icecekler defalarca geldi gecti. Bende yol boyunca film izledim, muzik dinledim, rotamizla ilgilendim. Bir yanlislik olmasin!

Takip ettigimiz rota yaklasik bu sekildeydi.

Ucak cok soguktu. Her koltuga havlu gibi birseyler koymuslar, ona sariniyorsun. Sik sik bolunse de biraz uyudum. Bu arada 2 tane form verdiler elime. Ben "hayirdir yedik ictik hesap mi geldi?" derken megersem bunlar Amerika'ya giriste teslim edecegimiz belgelermis. Yaninda getirdigin esyalarin neler oldugunu ve kac paran oldugunu soran bir form. Ayrica genel bilgiler istiyorlardi. Bunlari doldurdum.

Inise yakin yine yemekler geldi. Adini anlayamadigim bir yemek bir de noodle vardi. Bu sefer noodle aldim. Hepsini yiyemedim. Cilekli yogurt durumu kurtardi.

Artik Los Angeles semalarindaydik. 5-6 yuksek binanin toplandigi bolge disinda hersey yere cok yakin gorunuyordu. Los Angeles havaalanina guzel bir inis yaptik. Ancak dev ucagimiz basini sokacak bir yuva bulamadigi icin 10-15 dakika bekledik.

Burasi ilginc bir havaalani. Bazi koridorlar oldugu gibi haliyla kaplanmis. Bazi bolumlar tamirde gibi acik duruyor. Giris kontrolleri icin hic beklemedim. Bir abi belgelerimi aldi. Bilgisayardan kontrol etti. Yeniden parmak izi istedi. Yakisikli bir fotografimi cekti. Burada ne is yapacagimi sordu. Anlattim. Girisimi onayladi ve belgelerimi geri verdi.

Bavulumu alacagim alana gectim. Orada da cok beklemedim. Bavulumu aldim. Ucaktayken bir saatte cikamam herhalde dedigim yerden 10 dakikada ayrilmistim. Havaalani cikisina yurudum ve alandan ayrildim. Artik Los Angeles'daydim.