Cuma gunu erken uyandim. Cantami hazirladim. Biraz kalin kiyafetler sectim. Saat 9 gibi Daniel ve Traci beni almak uzere eve geldiler. Hep beraber Arcinas'larin evine gittik. Oradan da saat 10 bucuk gibi San Francisco'ya (SF) dogru yola ciktik.
SF, bizden 8-9 saat uzakta. Istanbul – Izmir gibi diyelim. Akli basinda, parasi da cebinde olan bir kisi icin ucak en iyi yol. Birinden biri eksik oldu mu kendini arabanin icinde buluverirsin boyle. Las Vegas yoluna gore cok daha zevkli bir yol. Arasira kiyi okyanus seridini takip ediyorsun. Cevre col degil. Ormanlik bir alan da yok ama kisa boylu yesillikler ve tarlalar var. 2-3 saat gittikten sonra birseyler yemek uzere bir yerde durduk. Adini hatirlamiyorum ama beyaz tek katli evleri, palmiyeleri ve deniz kokusuyla bir tatil yoresini andiriyor. Artik Bodrum mu desem, Cesme mi bilemedim. Cesme sanirim.
Yola devam ediyoruz. Gunluk guneslik guzel bir hava var. Arasira uyuyorum, arasira yanima kitap almisim Ingilizce calisiyorum. Bir ara arabanin ici sarimsak kokusuyla doluyor. Gectigimiz bolge sarimsak tarlalariyla dolu. Sarimsakla ilgili her turlu urunleri satan dukkanlar var yol boyunca. En son "Sarimsakli Dondurma" levhasini goruyorum. Benimki, herzamanki gibi, sarimsaksiz olsun lutfen.
SF'ya vardigimiza iliskin belirtiler var. Trafik durma noktasinda. Uzaktan Yahoo!, Microsoft ve eBay'in ofisleri gorunuyor. Oracle'in silindir seklindeki binalari veritabani simgelerini cagristiriyor. Belki de sadece bir tesaduf. Bu arada icinde San Francisco gecen sarkilardan olusan bir calma listesi yapmistim yola cikmadan once. Dondure dondure dinliyoruz. Bulabildigim 9 parca soyleydi;
- Arctic Monkeys / Fake Tales Of San Francisco
- Eric Clapton / San Francisco Bay Blues
- Eric Burdon & The Animals / San Franciscan Nights
- Brett Dennen / San Francisco
- Chris Isaak / San Francisco Days
- Vanessa Carlton / San Francisco
- Scott McKenzie / San Francisco
- Global Deejays / The Sound of San Francisco
- Tony Bennett / I left my heart in San Francisco
Bir yandan da kitaplardan, internetten aksam yemegi icin bir yerler ariyoruz. Pek birsey bulamadik. Otele gitmeden once Anthony'nin bir arkadasina ugradik. Yol iz bilir diye onu da arabaya alip otele gittik. Otelde kotu bir supriz bizi bekliyordu. Tam ayrintisini bilemiyorum ama rezervasyonumuz da bir problem olmus. Bu gece burada kalamayacagimizi soyluyorlar. Yakindaki diger bir otele yolluyorlar bizi. Bir kac blok otede Greenwich Inn adinda bir otel. Odamiza yerlesip fazla zaman harcamadan disari cikiyoruz. Moralimizi bozmuyoruz boyle seylere.
Hava biraz serin. Ama cok soguk degil. Yuruye yuruye dolasiyoruz. Sokaklar inisli cikisli. Oyle cokta genis degil. Aralardan korfez gorunuyor. Yol iz bilir diye yanimiza aldigimiz arkadas gitmek istedigimiz restorani bulamiyor. Saatte 10'u gecmis. Acik bir yerler bakiyoruz. Sonunda kafamizi sokacak bir Cin restorani cikiyor karsimiza. Her daim acik, ucuz ve garip... Bir turlu sevemedim su Cin yemeklerini. Ama acim. Yiyebildiklerimden tirtikliyorum.
Yol kenarlarinda, agaclarin yaninda sahipsiz ayakkabilar var. Bu sehirde cok sayida insan sokakta yasadigindan dolayi, evli ve ayakkabali insanlar, artik giymeyecekleri ayakkabilarini bu sekilde bir koseye birakip sokaktaki insanlara yardimci olmaya calisiyorlar.
Yemege calistigim bir cin yemegi. Cayi da yemekten once veriyorlar.
Oradan cikip otelimize dogru yuruduk. Herkes yorgun. Sabahta erken kalkma niyetindeyiz. Odamiza gidip uyuyoruz.
Cumartesi sabahi 8'de uyandim. Kendimi disari attim. Temiz ve gunesli bir hava. Tepeler sisli puslu. Yollar kalabalik. Soyle bir otelin cevresini turladim. Hala acim biraz. Hemen yakinda kahvalti yenecek bir yer gozume carpti. Odaya dondum. Bizimkiler de uyanmis, toparlaniyorlar. Dun gece kalamadigimiz otele tasinmamiz gerek. Esyalari arabaya yukleyip hareket ediyoruz. Cok fazla ilerlemeden duruyoruz cunku benim biraz once gordugum yer onlarin da kahvalti etmek istedikleri guzel bir yermis. Ben burada guzel bir kahvalti yaptim. Gun icinde istedigimiz Cin restoranina gidebiliriz artik. Ben birsey yemesem de olur.
Greenwich Inn manzarasi.
Yeni otel odamiz daha guzel. Esyalari odaya birakip yeniden cikiyoruz. Yuruye yuruye once Lombard sokagina gittik. Bunun icin biraz yokus yukari yuruduk. Yukari ciktikca da manzara guzellesiyor. Buraya gitmemizin sebebi sokagin sekli. Kisa ve sadece virajlardan olusan bir yer. Trafige acik. Arabalar cok yavas ilerleyebiliyorlar. Hemen yanimizdan kablo arabasi geciyor. Bu araclar San Francisco'nun simgesi ayni zamanda. Bende binmek istiyorum. Kivrimli Lombard sokagini gorup sahile dogru yoneliyoruz. Sahilde Fisherman's Wharf adli bolgeye variyoruz. Deniz kenari cok guzel. Korfezdeki adalari ve Golden Gate koprusunu gorebiliyorsun. Hava acik ancak ilginc bir sekilde sis sadece Golden Gate koprusunun cevresini kaplamis. O yuzden ilk gun kopruyu goremedim diyebilirim. Marinada biraz oyalandik. Gemicilikle ilgili acik hava muzesi yapmislar. Oralari dolastim.
Lombard’a yuruyus ve arkamizda kalan manzara.
Kablo arabasi ve Alcatraz Adasi.
Lombard’in kivrim kivrim yolu.
Golden Gate’i kaplayan sis.
Kablo arabalara binme amacindayiz. 11$'a gunluk bilet aliyoruz. Bu bilet ayni zamanda sehirdeki tum toplu tasim araclarina binmemizi saglayacak. Sira var. Oncesinde, biraz otedeki alisveris alanina geciyoruz. Burada "Ghirardelli Chocolate" adli meshur bir cikolata dukkani var. Evdekilere hediye icin ufak tefek seyler aldim. Ardindan kablo arabasi icin siramiza geri donduk.
Bu araclar oldukca ilginc. Iterek harekete geciyor. Motorlari yok. Asagidaki kanaldaki celik kabloyu tutarak yoluna devam ediyor. Turistlerin gozdesi. Tasima amacli pek kullanilmiyor. Aslinda merkezi noktalardan geciyor. Binme sirasi bize geliyor. Ben oturmak istemiyorum. Tutunarak gidicem. Hareket ediyoruz. Oyle yavas, tin tin giden bir arac degil. Yokuslari hizlica tirmaniyor. Gayet eglenceli. Sende bu arada guzel bir sehir turu atmis oluyorsun.
Kablo arabasinin son duragi Market Caddesi. Sahildeyken dusunmustum, yollarda bu kadar trafige neden olan insan kalabaligi nerede acaba diye. Cevabimi burada aliyorum. Caddeler, sokaklar oldukca kalabalik. Cadde boyunca alisveris merkezleri ve dukkanlar var. Oldukca hareketli bir bolge. Burada cok zaman harcamiyoruz. Yemek icin ozel bir yere gitme cabasindayiz. Hemen yan sokaktaki duraktan otobuse atlayip yeniden yola cikiyoruz. Otobus demisken onlardan da bahsedeyim biraz. Cok cok eskiden Izmir’de vardi bunlardan. Mithat Pasa caddesinde calisirlardi. Troleybusler. Burada en yaygin toplu tasim araci simdi. O yuzden her caddenin uzerinde elektrik telleri var. Bizdekilerde boyle miydi bilmiyorum ama elektrik teli olmayan caddelerde de boynuzlarini indirip yola devam ediyorlar.
Acik hava satranc turnuvasina genellikle evsizler ev sahipligi yapiyor. Yenilirsen para veriyor musun bilemiyorum. (Market Street)
Birseyler yiyecegimiz yere ulasiyoruz. Burasiyla ilgili iki fotograf gostermek istiyorum simdi sana: Birinci fotograf, buradaki tum menuyu gorebilecegin fotograf. Sadece cig / haslanmis deniz urunlerinin satildigi bir yer. Iceride sadece 10-15 kisinin ayni anda oturabilecegi bir bar var. Ikinci fotograf, iceriye girmek icin bekleyen musterilere ait. Sanirim hersey acik.
Birinci fotograf: Tum menu.
Ikinci fotograf: Sira.
Burada bir yarim saat kirk dakika bekledikten sonra, sira bize gelmek uzereyken, artik daha fazla bekleyemeyecegimize ve yiyeceklerimizi paket yaptirip otelimize donmeye karar verdik. Bu sefer bir taksiye atladik. Takside calan caz muzigimizi dinleye dinleye otelimize vardik. Odamizda deniz boceklerimizi yedik. Ben kalamar yedim. Basariliydi.
San Francisco gezimiz kaldigimiz yerden devam edecek ve orada hapislere nasil dustugumu ogreneceksin.
2 yorum:
Ne hapisi olm? Anlat çabuk, sonra anlatacağım dediğin diğer şeyler gibi olmasın...
süper macera :)
bence sis olması daha iyi olmuş, köprüye mistik bi hava katmış, çok hoş görünüyo
Yorum Gönder