28 Aralık, 2009

Uc gun Uc Gece Noel Kutlamalari

Gecen hafta isyeri, Noel nedeniyle, oldukca haraketsizdi. Bazilari izne ayrilmis, bazilari calisiyor. Karmasik bir durum. Isler de yurumuyor boyle olunca, duruyor.

Sokakta ise bir tatil havasi var. Bazi sabahlar karsilastigimiz ve her zaman gunun temasina uygun kostumler giyen bayan otobus soforunun kafasinda geyik boynuzlari var mesela. Dukkanlar, restoranlar suslenmis. Sadece canli noel agaci satan pazarlar kurulmus. Alisveris merkezleri dolup tasiyor. Herkes bir hediye alma telasi icinde. Ayrica burada, evlerin disini renkli isiklarla doseyip, duvarlarini, bahcelerini suslemek gibi guzel bir gelenek var. Cevremizde bir suru ev bu sekilde suslenmis. Bizde gecen haftasonu, mahallemizdeki suslenmis evlerin fotografini cekmek uzere gece disari ciktik. Komsularimiz, hic bir masraftan kacinmayip evlerini en iyi sekilde suslemeye calismislar. Guzel de olmus. Ozellikle karsi komsumuz bu konuda oldukca iddaali. Haftaicinde arkadaslarimiz, “ya bunlarda birsey mi?” diyerek bizi, diger suslenmis evleri gormemiz icin Thoroughbred Sokagina goturduler.

Karsi komsu

Thoroughbred Sokagindaki evlerin herbiri isil isil suslenmis, bahceleri dekore edilmis. Oldukca kalabalik. Yolu trafige kapamislar. Bazi ev sahipleri, evlerinin onunde sicak cikolata, yiyecekler, hediyelik esyalar satiyorlar. Burada 1-2 saat oyalandik. Teker teker evlerin fotografini cektim. Bizim mahalledeki evler bunlarin yaninda sussuz kaldi.

Thoroughbred Sokagindan

Noel arifesi geldi catti. Sabah ise geldim. Isyerinde kimseler yok. Bizde daha fazla dayanamayip uc gibi ayrildik isten. Bu gece bir arkadasin evine gidicegiz. Orada kutlucaz Noel’i. Benim yine kafamda filmlerden kesip yapistirdigim sahneler: Iste oturucaz, yemek yiyecegiz. Yemekten once dualar edilecek, sarkilar soylenecek. Gerekirse mumlar yakilacak, bir ayin ortami yaratilacak. Hangi film bu acaba? Benim bu filmdeki rolum ne? Onu bilmiyorum. Ancak soyle bir gariplik var. Bize dediler ki “pijamayla gelin”. Kafamdaki Noel yemegi senaryosuyla uyusmayan bir kostum tasarim. “Tamam” dedik, “Pijamayla geliriz.” O yuzden, isten cikar cikmaz pijama almaya gittik. Ben sadece ustume birseyler aldim. Alainni bildigin cizgili pijamadan aldi. Oleg’de uydurdu uzerine birseyler. Kiyafetlerimiz hazir.

Saat aksam 8 gibi ciktik evden, arkadaslara gittik. Eve herkes gelince 15-16 kisi olduk. Guzel yemekler hazirlamislar. Acim. Bir an once yiyelim diye bekliyorum. Dediler “saat 12’den sonra yiyecegiz”, verdiler elimize sarabimizi. Arkadasin cok iyi bir annesi var ve bizi de cok seviyor. Ama biraz cilgin. Arasira yanima gelip, “sarap mi iciyorsun?”, “sarap cok hafif, git orda kokteyl var onu ic”, “dibini gormeyen!?” gibi sozler soyluyor. Ben bu kiskirtmalara gelmemeye calisiyorum tabi Noel Noel.

Once karoke oynadik. Sonra da “sessiz film” oynamaya karar verdik. Iki gruba ayrildik bunun icin. Once gruplar, kendi aralarinda toplanip film, sarki ve televizyon programlarindan olusan bir liste yaptilar. Ardindan oyun basladi. Ingilizce sinirlarinin zorlandigi oyunda Alainni, Oleg ve ben devre disi kaldik. Birde kelimeleri bolerek anlatabiliyorsun. Bu da bana pek eglenceli gelmedi. Ayrica cok acimasizlar. 13 kelimelik sarki adi anlattiriyorlar adama. Anlatma sirasi bana geldi. Kolay birsey sectiler benim icin: “The Proposal” Ama bu da cok kolay. Nasil anlatsam diye tam dusunurken, saat geceyarisi oldu. Herkes sarilip kutlamaya basladi birbirlerini. Boylelikle ben anlatmadan oyun bitti. Yemege gectik.

Yemekten hemen sonra biraz “bozuk” atildi. Nasil mi? Soyle: Arkadasin annesi evin ikinci katindan, asagida ellerini acmis biz fakirlere bozuk para atiyor. Inanisa gore, ne kadar cok para toplayabilirsen, o sene o kadar sansin oluyor. Yerlere sacilan paralari toparlamaya calisiyorsun. Biraz surunuyorsun, biraz kafana bozuk paralar carpiyor ama eglenceli. Sanirim yeterince topladim bende. Ardindan da hediyeler dagitildi. Biz, daha onceden kararlastirdigimiz uzere, birsey almamistik. Buna ragmen arkadasin annesi ve babasi, Oleg’e votka, Alainni’ye sweatshirt, bana da bir sise viski almislar. Guzel bir kutuda. Icinde de ozel bardaklari var. Hediye alip verme olayi oldukca uzun surdu ama bitmedi. Arkadasin annesi ikinci kez ikinci kata cikti. Bu sefer ufak pelus oyuncak hayvanlar atti herkese. Ben bir kurbaga kaptim. Cok guzel bir kurbaga. Biri de elime kopek sikistirdi.

Guzel, eglenceli ve sicak bir gece oldu. Benim oncesinde yarattigim senaryoyla alakasi olmayan bir gece.

Cuma gunu 10 gibi uyandim. Bugun Albert’in kardesinin evine gidicez. Yine Noel icin tabiki. Biraz yiyecek goturmemiz gerekiyor. Hicbirsey de hazirlamamisiz. Oleg ile attik kendimizi sokaklara, acik bir yer buluruz umidiyle. Ama malasef her yer kapali. Neyse, oglen gibi yola ciktik. Albert acik bir restoran biliyormus, yolumuzun ustu. Oradan muzlu, hindistan cevizli ve diyet olmak uzere uc cesit pie aldik. Daha ne olsun. Yarim saatlik yolculugun ardindan evlerine ulastik. Burada Albert’in ailesinden herhalde 9-10 kisiyle tanismisimdir. Anneler, babalar, dayilar, enisteler… Aileyle kaynastiktan sonra gun boyu surecek olan yemege gecildi. Belli bir sofra yok. Herkes istedigi yemekten tabagina biraz alip ayakustu atistiriyor. Peynirli makarna agirlikli bir menu var. Ayrica Meksika mutfagindan cesitli ornekler. Ben pek yiyemedim birsey. Herseyden tatmak, bir “Vedat Milor” olmak istiyorum ama yediklerimden hicbiri guzel cikmayinca motivasyon diye birsey kalmiyor. Bunun yaninda Albert’in ailesinde ciddi bir obezite problemi hakim. Onlari gorunce korkudan da pek birsey yiyemiyorsun zaten. Aksam 6-7’ye kadar yenildi, icildi, sohbet edildi. Ardindan buradan ayrildik ve ikinci Noel kutlamamizi tamamladik. Bitti sanma. Pazar gunu bir Noel kutlamasi daha var.

Cumartesi hediye aramakla ve bulamamakla gecti. Pazar gunu, bu sefer herkes bizde toplanacak ve hediye degis tokusu yapilacak. Bununla ilgili The Office’de bir sahne vardi. Iste oradan hatirladigim kadariyla nasil olacagi konusunda biraz fikrim var. Cinsiyetsiz bir hediye almak durumundayim. Oleg ve Alainni ile birlikte Ontario Mills’e gittik. Tam 5 saat boyunca bakindik. Oleg elektronik bir calar saat aldi. Alainni ise kucagina sigacak buyuklukte, sandik gibi, bir kutu aldi. Icine ayni kutunun bir kucugunu koydu. Onun icine de sarap ve cikolata atti. Ben, hicbirsey. Yarin sabah bakacagim artik.

Pazar sabahi bu yuzden erken kalktim. Victoria’s Gardens’a gittim. Aklimda hicbirsey yok. Bir iki dukkan dolastiktan sonra Body Shop’tan degisik bir tutsu seti aldim. Tutsu cok etkili. Alir almaz bende bir rahatlama oldu. Kullanan da cok rahat olacak, huzur dolacak, eminim.

Herkes yavas yavas gelmeye basladi. Bu arada bu ayni zamanda “Ugly Sweater” partisi. Yani herkes cirkin bir kazak giyip gelecek. Bir pijamadir, bir cirkin kazaktir ben daha fazla uyum saglayamadim. Cokta onemli degil. Fazla kalabalik degiliz. Hafif birseyler yedikten sonra hediye degis tokus olayina gecildi. Olay ozetle soyle: Katilimci sayisi kadar hediye, paketli bir sekilde agacimizin altinda bekliyor. Herkese rastgele bir sira numarasi veriliyor. Ilk siradaki agacin altindan, artik paketini begendigi, bir hediyeyi seciyor ve aciyor. Ikinci siradaki kisi isterse agacin altindan yeni bir hediye secebilir veya, begendiyse, acilan hediyelerden birini calabilir. Hediyesi calinan kisi yeniden bir hediye secmek durumunda. Bu arada, ayni hediye en fazla uc kere calinabiliyor. Buna gore asagidakilerden hangisi yanlistir?

A) Ilk kez oyuna katilan birinci kisi, sadece agacin altindaki hediyelerden birini secebilir.

B) Cam agaci yesildir.

C) Bana IPhone 3Gs cikmistir.

D) Bu oyun Noel icin oynanmistir.

Dogru cevap C, malasef. Ben 7. siradaydim ve acilan hediyeleri gozum tutmadi. Agacin altinda da icinde bir sise oldugu belli 2 kutu ile kitap olmasi muhtemel bir paket kalmisti. Kitabi degil, siselerden birini sectim. Gercektende buyuk bir icki cikti icinden. Daha once hic gormedigim, sari etiketli, bol Almanya bayrakli bir sise. Ancak, benden sonraki biri siseyi caldi. Tekrar hediye secmem gerekiyor. Yine agaca gittim. Bu sefer defteri sectim. Zaten karsimda oturan Traci surekli bana, o paketi isaret ediyordu. Artik nedense? Nedenini paketi acinca anladim tabi. Cunku paketten FIFA 2010 cikti. Boylelikle dogum gunumde hediye edilen FIFA 2009’un ardindan ikinci Playstation oyununu almis oldum. Hala Playstation’im yok. O da olur. Cikan diger hediyelere bakacak olursak, Alainni’nin kutusu cok begenildi. Guzel hediyelerden digeri de subat ayinda Los Angeles’daki bir sovun biletiydi. Bu bilet Maryanna’ya gitti. Oleg’e Baileys + Kahve + Bardak seti kaldi. Alainni, beraber aldigimiz, Oleg’in elektronik saatini caldi. Benim tutsu setinin degeri ise Albert tarafindan daha sonra anlasilacaktir.

02 Aralık, 2009

Kiymali Yumurta

Gecen hafta yoneticimin yoklugundan midir, yoksa “Sukran Gunu” haftasi olmasindan midir bilemiyorum ama, pek yogun gecmedi. Butun hafta gelen onemli mail sayisi, tek elin parmaklarini gecmez. Zaten bu isyeri nasil yuruyor, kimse calismadan, cozmus degilim. Tum Amerikan sirketleri bu sekilde mi isliyor bilemiyorum tabi. Sanmiyorumda. Bu hafta basinda Randy, yillik iznini basariyla tamamlayip isinin basina dondu. Bende gecen haftadan beri surdurdugum yeni web sayfasi calismalarina devam ediyorum.

Gecen hafta demisken, kisaca, persembe gunku sukran gunumuzden bahsedeyim. Albert ailesiyle kutlamak uzere o sabah evden ayrildi. Maryanna’nin ailesi ise bize gelecek. Oldukca kalabaliklar; annesi, babasi, kardesi, kuzeni, esleri, coluk cocuk, hisim akraba… Oglenden basladi tum hazirliklar. Hindimiz yok ne yazik ki. Herkes birseyler pisirmis. Bu arada bahcede barbeku yapiliyor. Cok guzel bir hava var. Yaklasik 28-30 dereceydi sanirim. Ben de kisir yaptim. Pek icime sinmedi. Yenemeyecek kadar kotu degildi aslinda ama piyasaya cikarmadim hic. Hatta, gecen aksam Maryanna’nin annesi mesaj atti, dedi, “senin kisiri da yiyemedik, sahi noldu kisir?”. Yeniden yapacagiz artik, talep cok. Herkes acik bufe gibi ayakustu birseyler yedi, icti. Aksamustu bahcede geleneksel bir satranc turnuvasi duzenlendi. Tavla pek yaygin degil. Hatta bolge bolge bilinmemekte. Ben bir maci kazanip finallere kaldim. Finalde de Maryanna’nin babasiyla berabere kaldik. Saat 11 gibi herkesler gitti. Guzel, keyifli bir gun oldu. Ertesi gun de kurban bayramiydi. O yuzden, benim acimdan da, bu Sukran Gunu bir bayram havasinda gecti. “Keske hergun sukran gunu olsa” dedirtti. Dualarim kisa surede kabul de oldu. Bu hafta sonu Sukran Gunu versiyon 2.0 duzenliyoruz. Bu kez sadece arkadaslarin katilacagi bir Sukran Gunu olacak. Kod adi; “Matesgiving”. Herkese posta yoluyla davetiye yollandi. Hatta Albert, bu saatte, hala, garaji temizlemekle mesgul. Hindi de var.

Bugun is cikisi alisveris merkezine gittim tek basima. Rahat rahat 3 saat dolastim. Kimsenin modelini veya rengini begenmediginden almadigi tum kiyafetler Marshalls adli dukkanda satilmakta. Her unlu markanin urunu var. Hatta bugun Mavi Jeans bile gordum. Burada 2-3 pantalon denedim. Olmadi. Zaten Marshalls’da bir kiyafet begenip aldigim gun etkinlikler duzenlemeyi dusunuyorum. Neyse oradan ciktim. 1-2 yere daha ugradim. Levis’dan tek denemede istedigim gibi bir pantalon aldim. Hem de 35 dolara. Hemen karsisinda GAP var. Orada oluyor bazen guzel seyler. Hic bir zaman da etikette yazani odemiyorsun. Krem rengi bir kazak aldim. 20 dolar yaziyordu etikette. Kasada 10 dolara anlastik. Kulkedisi gibi, son otobuse yetismek icin, kosturarak duraga gittim.

Eve vardim. Yemek yememisim bu saate kadar. Biraz kiyma var, uzatmalari oynayan. Zaten gecen hafta, Safak’in gazina gelip, lahmacun yapmak uzere aldigim kiymanin tamamini atmak zorunda kalmisim. Bunu da kaybetmek istemiyorum. Nasil bir sey yapsam diye dusunuyorum. En son karniyarikla kiymali yumurta arasinda kaldim ve kiymali yumurta da karar kildim. Yillardir yememistim. Sevip sevmedigimi bile hatirlamiyorum. Kiymayi kavurdugum sirada, Allaini iki de bir de yanima gelip “ne kokuyor boyle”, “yeme bunu”, “cok kotu kokuyor” gibi sevgi gosterilerinde bulundu yemegime karsi. Hakkaten de bir garip kokuyor buradaki kiymalar. Tadi da baska rengi de baska. “Baska turlu birsey” di benim istedigim. Bulduk sanirim, neyse. Sadece yumurtali kisimlarini yedim. Kiymali yumurtayi da sevmiyormusum bu arada. Sevmedigimi unutuncaya kadar yemegi dusunmuyorum.

Yemekten sonra TV izleyim dedim. Gelmeden once takip ettigim diziler vardi zaten de burada begendigim, aman kacirmayim dedigim yeni bir programa henuz denk gelmedik. Zaten birsey izlenecek gibi degil. 10 dakika program, ardindan reklam. O kadar reklam girdikten sonra zaten ne izledigini unutuyorsun. Birde her kanalda bir yetenek yarismasi soz konusu. Modellikten, yemek yapmaya kadar ne ararsan var. Birinde 10-15 tane obez insani kampa almislar. Ne yiyecek veriyorlar ne su. Ustune ustluk onca spor. Bu geceki bolumde maratona katilmislar. Kanali degistirdigimde olmek uzerelerdi, sonra ne oldu bilmiyorum. Amacta en fazla kiloyu kim kaybedecek. Ama programin adini seviyorum: “Biggest Loser”.