15 Haziran, 2009

Isyerinde Ilk Gun

Nerede ise baslarsan basla ilk gun zordur. Bugun benim icin herseyden daha zordu. Aslinda problem, yeni isten cok Ingilizce.

Sabah cok erken bir saatte uyandim. Dus aldim. Hava kapali ve yagmurluydu. Ne giysem diye dusundum. Kot pantolan ve bir sweatshirt de karar kildim. Isyerinde kilik kiyafetin ne oldugu konusunda fikrim yoktu. Ama sonradan anladimki dogru kiyafetler secmisim.

Kahvaltiya indim. Kahvalti pek bir fakirdi. Biraz misir gevregi yedim, kahve ictim. Yeniden resepsiyona donup bir taksi cagirmalarini istedim. Taksi beni isyerinin onune kadar goturdu. Artik yeni isyerime sadece bir adim kalmisti.

Iceri girer girmez resepsiyon karsiladi. Durumu anlattim. Gorusmem gereken kisinin daha gelmedigini, 1 saate kadar gelecegini soyledi. Giristeki koltuklarda oturdum. Cevre pek yeni ve modern gorunmuyor. Yerler duvardan duvara hali kapli. Kulagama surekli Ispanyolca konusmalar geliyor. Yaklasik 1 saat bekledikten sonra Randy geldi. Tanistik. Beni ofisine cikardi. Ardindan etrafi gezdirdi. Calisacagim ofisi gosterdi. Bilgisayarim ve masami daha yeni siparis etmisler. O yuzden bombos. Neredeyse butun odalara girdik beraber. Insanlarla tanistirdi. Urunlerin bulundugu depoya goturdu. Burasi hangar gibi, buyuk. Ofise geri donduk. Bir sure sonra Rez geldi. Rez ile beraber calisacagiz. Birde Cinli bir arkadasimiz var. Adi James. O'da Randy'nin ofisine geldi. Hepberaber oturup konustuk.

Sonra Rez'in odasina gectik. Ingilizcemin problem olmadigini soyleyerek beni rahatlatti. Yavas yavas, kelimelere basa basa anlatmaya basladi. Anneye anlatir gibi. Anlattikca anlatiyor. Calisma sistemlerini, benim icin siparis ettigi bilgisayari daha bir suru sey. Ben arada konsantremi kaybedip “ya Turkce konus ne diyorsun” diyesim geliyor ama kendimi toparliyorum.

Herseyi cok detayli anlatiyor. Ornegin yan odada 4 tane sunucu olarak kullanilan bilgisayar koymuslar. Beni aldi iceri goturdu. Bilgisayarlarin icini aca aca (icindeki disk sistemini gostermek icin) nasil ve ne amacla calistiklarini anlatti. Bunlari konusa konusa oglen oldu.

Sirkette ogle yemegi yok. Eger sirkette yemek istersen, depo girisindeki alana 5-6 tane mikrodalga firin koymuslar. Marketten aldigin hazir yemekleri orada isitip yiyorsun. Bu sirada etraftaki garip kokudan rahatsiz olmamak icin nefes almaman gerekiyor. Rez “yemege gidelim” dedi. “Tamam” dedim. Arabaya atladik.

Biraz ilerideki bir yere gittik. Teriyaki soslu tavuk, lapa pilav ve yesilliklerin oldugu bir tabak soyledi. Bende aynisindan aldim. Benim hesabimi da o odedi.

Yemekten sonra ofisimize geri donduk. Rez anlatmaya devam etti. Bir ara Randy yanimiza gelip beni aldi ve bos ofis odalarini gosterdi. Eger zor durumda kalirsam buralarda kalabilirmisim. Aslinda olabilir gorunuyordu ama pek icime sinmedi. Haftasonuna kadar tasinamazsam belki degerlendirebilirim. O yuzden hala aklimda.

Saat 6’ya dogru Rez gitti. Bende ardindan ciktim. Duraga kadar yaklasik 15-20 dakika yurumen gerekiyor. Isyerine ulasim cok zor. Otobus duragi uzakta. Yurudugum yol uzun ve tirlarin gectigi bir yol. Ev isini hallettikten sonra, ilk etapta, bir bisiklet almak iyi olacak gibi.

Dag manzarali donus yolu.

Duragin oralara geldim ama otobuse binmedim. Burada buyuk bir alisveris merkezi var: Ontario Mills. Oraya girdim. Burasi oldukca buyuk tek katli bir alisveris merkezi. Hemen hemen her markanin dukkani var. Burayi daha sonra daha ayrintili yazacagim.

Bir iki tur attiktan sonra otelin yolunu tuttum. Yorgun ama mutluydum.

Hiç yorum yok: