Evet ne diyordum? Otel odasinda deniz boceklerimizi yedik. Daha fazla oyalanmadan disari ciktik. San Francisco’ya gelmeden cok once Alcatraz Adasi ziyareti icin biletlerimizi internetten almistik. Adaya gitmek uzere, saat 6:30 gibi, sahilde olmamiz gerekiyor. Otobusle Fisherman's Wharf’a gittik yeniden. Ada tamamen turistlik amacla kullaniliyor ve gunun belli saatlerinde su anda gelmekte olan tekne ile seferler duzenleniyor. Teknemiz kiyiya yanasmakla oyalanirken bizde sirada bekliyorduk. Buyukce bir tekne. Ardindan yavas yavas insanlari almaya basladi ve bir sure sonra da hareket ettik. Arka planda yeni batmis Gunes manzarali Golden Gate ve geride kalan San Francisco. Bir yandan bu guzel manzarayi izlerken diyer yandan da ruzgarli havada ve sallanan tekne uzerinde fotograf cekmeye calistim. Birisi de ada hakkinda bilgiler veriyor mikrafonda;
Alcatraz Adası, 1868 - 1963 yılları arasında cezaevi olarak kullanılmış bir adadır. San Francisco Körfezi'nde sahile iki km uzaklıkta 9 hektar alana yayılmış olan Alcatraz Adası, ABD'nin en ünlü hapishanelerinden biri olma özelliğini taşıdı.
Ve devam ediyor;
Önceleri İspanyol'ların yönetiminde olan ada, 'La Isla de los Alcatraces' yani Pelikanlar Adası adını taşımaktaydı. 1848 yılında ABD yönetimine geçen ada, bir süre San Francisco'nun savunması için askeri amaçlarla kullanıldı. 1868 yılında yapılan, yerli isyancıların önderlerinin tutulduğu hapishane, Alcatraz adasının gelecekteki rolünü de belirledi. Ek binalarla giderek büyüyen cezaevi, 1 Ocak 1934 tarihinde federal hapishaneye dönüştürüldü. Disiplinin sıkı tutulması amacıyla yeni hükümlü alınmayıp, diğer cezaevlerinden tehlikeli hükümlüler buraya nakledildi. 1934 Haziran'ında çeşitli yerlerden 196 tutuklu ve hükümlü bu kaçılması çok zor olan adaya taşındı.
Ardindan herkesin bildigi "kacis" hikayelerine deyiniyor kisaca;
Alcatraz Adası, birçok ünlü suçluyu “ağırlamıştır”.
diyor.
Bunlardan bazıları; Al Capone, Doc Barker, "makineli tüfek" George Kelly, "kuş adam" ya da Alkatraz Kuşçusu olarak bilinen Robert Stroud, Bonnie ve Clyde ikilisinin şoförü Floyd Hamilton ve Alvin Karpis gibi isimlerdi. Hükümlülerin sayılarla isimlendirildiği Alcatraz'da çok basit temel gereksinimler dışında hiçbir ayrıcalık yoktu. Cezaevi kitaplığından yararlanmak için bile en az beş yıl sorun çıkarmayan bir mahkum olma şartı aranıyor, aşırı akıntıyla çevrili adadan kaçışın çok zor olduğu hapishane koşulları, esir kamplarına benziyordu.
Tum bunlari anlatirken 15-20 dakika geciyor ve zaten adaya variyoruz.
Alcatraz’dan kacmamizi saglayacak olan tekne. Hava serin, yuzulmez simdi kacicaz diye.
Gun batimi, Golden Gate
Gunun birinde buraya yolunuz duserse, benim gibi, burayi aksam ziyaret edin. Tekne adanin kiyisina yavas yavas yaklasiyor. Biraz onceki ruzgardan, dalgalardan eser kalmamis cevre garip sessizlige ve sakinlige burunmus. Sari isiklarin aydinlattigi yikik dokuk binalar biraz rahatsiz ediyor. Zaten oldum olasi gecmiste kotu, uzucu olaylarin yasandigi yerleri, simdi artik turistlik oldu diye ziyaret etmekten hoslanmam. Ama almislar bilet benim icinde, buralara kadar da geldik. Zaten adadan da kacis yok.
Iniyoruz. Dogal bir gruplanma olusuyor. Biz ilk grupta kaliyoruz. Asil hapishanenin oldugu bolume, yukari dogru yuruken zaman zaman duruyoruz. Rehberimiz cevremizdeki binalar ve hapishane hakkinda bilgiler veriyor. Bu binalar gardiyanlarin yasadigi yerlermis. Bunu ogreniyoruz mesela. Ardindan yolumuza devam ediyoruz. 2-3 kere daha bu sekilde mola verdikten sonra hapishaneye variyoruz.
Gardiyanlarin kaldigi binalar.
Bu noktadan sonra cok basarili buldugum uyguluma basliyor. Herkese boynuna asacagi bir “player” ve kulaklik veriliyor. Tek kotu yani 1-2 dile destek vermeleri. Tahmin edecegin gibi Turkce bu 1-2 dil arasinda degil. Herkes takiyor kulakligini. Artik hikayeleri, bilgileri rehber anlatmiyor, kulakligindan dinliyorsun. Ben basta pek anlamdim ne konusuluyor, oylesine dolaniyorum. Belki baska muzikler falan eklemislerdir diye “player” i kurcaliyorum. Bir sure sonra, artik adanin havasindan midir bilemeyecegim, anlamaya basliyorum hikayeleri. Anlatici sana direktifler veriyor. Mesela “…… tabelasini gordugun yerden saga don. Orada kutuphaneyi goreceksin” diyor. Kutuphaneyi buluyorum. Burayi incelerken anlatici, bilgiler veriyor. Bazen gardiyanlarin, bazen taniklarin sesinden hikayeler anlatiliyor. Arka plan da canlandirma konusmalari var. Iste bu sesler ve onundeki goruntu o anda olanlari hayal etmeni ve sanki olaylari uzaktan izleyen gorunmez bir tanikmissin gibi hissetmeni sagliyor. Benzer sekilde yasanan kavgalari, kacis cabalarini dinlemek seni de olaylarin icine surukluyor.
Hapishane girisinde ilk karsilasilan oda, mahkumlarin banyo olarak kullandigi alan.
Kisaca gorduklerimden de bahsedeyim ve etkilendigim bir hikayeyi anlatayim. Fotograflarda da goruldugu gibi hucreler cok ufak. Bazi hucreleri, kalan “unlu” mahkumlarin esyalari ve ugraslariyla dekore etmisler. Pencereler yuksekte ve kalin demirlerle cevrelenmis durumda. Sadece dikiz aynasi buyuklugundeki bolmelerden disaridaki muhtesem korfez ve San Francisco manzarasini gorebiliyorsun. Kurallar oldukca agir. Uymayanlar icin cezalar da. 5-6 hucre ceza amacli kullaniliyor. Diger hucrelerle ayni boyutta olan bu hucrelerin, normal parmaklikli kapisinin disinda, buzdolabi kapisi gibi bir kapisi daha var. Iceri de yatacak yer dahil hic birsey yok. Kapkaranlik. Ben bir adim atip hucreye girmek istesem de buyuk bir korku ve rahatsizlik hissedip disari ciktim. Hikayeye gore de, bu hucreye dusen adini hatirlamadigim mahkumlardan biri, ceketinin dugmesini kopartip havaya atarmis. Ardindan yere dusen dugmeyi, zifiri karanlikta, el yordamiyla bulmaya calisirmis. Sadece zaman gecirebilmek icin buldugu bir oyun iste.
Ornek hucreler.
Disariyi gormeni saglayan ufak pencereler.
Karanlik ceza hucreleri.
Koridorlar. Ust kattaki hucrelerin kapilari zaman zaman hizlica acilip kapaniyor.
Bu karanlik hucreden sonra tur biraz sikinti vermeye basladi. Kulagimda bagirismalar, kavgalar, gurultuler. Kulakligini cikarttiginda buyuk bir sessizlik. Sadece ayak sesleri. Yaklasik yarim saat suren “Audio Tour” un ardindan hediyelik esya satan bolumde oyalandik. Burasiyla ilgili cevremde bir sey olmasini istemedigimden, ben hic birsey almadim. Ama alinabilecek guzel urunler var: Mahkumlarin kullandigina benzer metal bardaklar, mutfak esyalari, haritalar, t-shirtler, hucre anahtarlari…
Cikisa yakin gordugum bu yazi icinde bulundugum ruh halini en iyi sekilde acikliyordu: “Alcatraz, hic bir zaman hic kimse icin iyi olmamistir.” Benim icinde olmadi. Bir an once ayrilma istegiyle binanin disina ciktim. Gerek “Audio Tour” gerekse icerideki atmosfer boyle hissetmemi sagladi ve sanirim onlarin da amaclari zaten buydu.
Ayni yoldan geri donerken yine rehberimiz arasira durarak, yuksek bir yere cikarak, sanki ilk defa anlatiyormus gibi bir heyecanla hapishane hakkinda hikayeler anlatmaya devam etti. Ozellikle, unlu mahkumlarin birinden, İtalyan asıllı Amerikalı mafya lideri Al Capone’dan bahsetti;
Amerikan ekonomisinin zor günler yaşadığı 1930'larda güç kazanmaya başlayan Al Capone, dönemin yasakları ve bu yasakların doğurduğu fırsatları son derece profesyonel yöntemlerle karşılamış, böylece hem maddi hem de politik güçlerini artırmış. Büyük buhran yıllarında neredeyse hükümet sahibi olan ünlü gangster Al Capone, suç işlemeye çocukken başladığını şu sözlerle anlatmistir: “Çocukken her akşam yatmadan önce Tanrı'ya bana bir bisiklet vermesi için dua ederdim. Bir gün Tanrı'nın çalışma tarzının bu olmadığını anladım. Ertesi gün gittim kendime yeni bir bisiklet çaldım ve her akşam yatmadan önce Tanrı'ya günahlarımı affetmesi için dua ettim.”
Ardindan devam ediyor;
İşlediği diğer suçlardan dolayı bir türlü yakalanamayan Al Capone, vergi kaçakçılığından 22 Ekim 1931 tarihinde 11 yıl hapis cezası aldı ve Alcatraz Hapishanesi'ne girdi. Alcatraz hapishanesindeki şartlar sebebiyle çok sert bir insandan oldukça yumuşak bir insana dönüştü.
diyor ve yolumuza devam ediyoruz.
Tekneye gecmeden once son duragimiz baska bir bina. Iceride 10-15 dakikalik, ada hakkinda bir video gosteriliyor. Ayakustu bu videoyu izliyoruz. Adanin hapishane disindaki tarihinden, dogasindan burada yasayan insanlardan ve bir ara adayi isgale kalkisan kizilderilerden bahsediyor. Boylelikle aklimizda, burasiyla ilgili, guzel hatiralar kaliyor. Teknemize atlayip, geri donuyoruz. Yasanan kotu yillar, anilar ve ada geride kaliyor.
Karaya yeniden ayak bastiktan sonra yemege gittik. Ben yine balik yedim. Bu seferki tam pismis ve oldukca lezzetli bir somondu. Deniz kenarindaki bir sehirde daha fazla balik cesidi olmasi gerek diye dusunuyorum. Henuz kesfedemedigime veriyorum. Yemekten sonra biraz yuruyus ve kisa bir otobus yolculugu ile odamiza geri donuyoruz. Yorgun ama ozgur bir sekilde uyuyoruz. Yarin sabah Cin Halk Cumhuriyeti’ne gitmek uzere yola cikacagiz.
Not: Alcatraz’daki rehberler, inanmazsin, Wikipedia’da ne yaziyorsa aynisini anlatiyorlar. Ben de cok sasirdim simdi…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder